Tren istasyonuna yürürken şehir yeni uyanıyordu. Kafeler buharlarını kaldırıyor, pencerelere asılı tabelalar uykudan uyanan harfler gibi titriyordu. Adeline, istasyonun merdivenlerinde durdu, çantasından küçük defteri çıkardı ve "İki Saatlik Şehir" başlığı altında bir satır yazdı: "Bugün avım: zamanın küçük parçaları."
Kadın, Adeline’e bakınca, "Ne arıyorsun, küçük avcı?" dedi. Adeline tereddüt etmeden defterini çıkardı. "Zamanın parçalarını," dedi. "Ve kelimeleri." Kadın başını eğdi, ilginç bir gülümseme belirdi. "Çoğu insan burada kaybettiklerini arar," dedi. "Ama kimileri parçaları toplamak ister. Zaman parçaları ağırdır; bir gece uçurulur gibi kolay kalkmazlar." adeline39i avlamak 2 h d carlton pdf indir top
Tren durağından indiklerinde hava değişmiş gibiydi: bulutlar daha yakındı ve rüzgârın tadı daha tuzlu. Şehir merkezinin topraklı taşları, yürüyüşçülerin ayaklarını yumuşatmış, insan yüzleri daha hikâye doluydu. Carlton’a giden dar sokaklara yöneldiler. Her kapı tokmağı, eski bir şiirin başlangıç satırı gibi tınladı. Tren istasyonuna yürürken şehir yeni uyanıyordu
Kapıyı çaldılar. İçeriden hafif bir zil sesi duyuldu. Kapı açıldı ve karşılarında yaşlı bir kadın belirdi; saçları gümüş bir gölgeye, gözleri yağmur sonrası toprak gibi parlaktı. Kadın onları bir selam gibi içeri davet etti. Dükkan, beklediklerinden daha genişti; raflar yalnızca nesneleri değil, anıları saklıyor gibiydi. Bir köşede bir bal kabağı, bir başka rafta çocuk eldivenleri, tezgâhın üzerinde kurumuş bir mektup. Hava, hafif bir lavanta ve eski kağıt kokusuyla doluydu. Adeline tereddüt etmeden defterini çıkardı
Avlamak dükkanı, dar bir sokağın kıvrımında, aslına bakılırsa hemen görünmez bir yerdeydi — bir nevi saklanmanın doğasıydı bu: ne kadar çok ararsan, o kadar az görünürdü. Adeline ve adam dükkanın önünde durdu; tahta kapı kapalıydı, camı kararmıştı. Tabelada hâlâ aynı kelime vardı: AVLAMAK. Harflerin arasında küçük, elle çizilmiş bir anahtar resmi vardı.
Adeline, fotoğrafa baktı; tabelanın üzerindeki sararmış harfler, bir melodinin notaları gibiydi. "O zaman gidiyoruz," dedi. Kalbinde, avlamak istediği sözcükler birbirine dolanmaya başladı: kayıp, kapı, zaman, geri dönüş.